21 Mart 2017 Salı

ALBERT CAMUS'DAN RUHA DOKUNAN DÜŞÜNCELER Haz. Ömer Sevinçgül


Yayın Evi: Carpe Diem
Basım Yılı: 2006
Sayfa Sayısı: 190

Kalpten ziyade zihne hitap eden, çok yalın, temiz ama zekasının derinleştirdiği bir kalemi var Camus'un. Veba, Yabancı ve Yaz'ı okumuştum (ne az!).  Ruha Dokunan Düşünceler'in (benim için) dördüncü kitabını bitirdiğimde yine diğer derlemelerde olduğu gibi, Camus'dan daha fazla esere vakıf olmalıyım düşüncesine kapıldım.

Sanat, benim için tek başına tadı çıkarılan bir şey değildir. Sanat bence, en büyük sayıda insanı, ortak acılar ve sevinçlerle coşturacak görüntüleri, biçimleri bulmaktır. Demek ki sanat, sanatçıyı insanlardan ayrılmamaya zorlar; onu, en gündelik ve en evrensel gerçeğe bağlar. Ve çok kez, kendilerini başkalarından ayrı gördükleri için, sanatı seçenler kısa bir zaman sonra anlarlar ki, sanatlarını ve başkalıklarını ancak herkesle benzerliklerini ortaya koyarak gösterebilirler. [sf 54]

Her yazarın, ister istemez, kendini anlattığı ve kitaplarında yalnız kendisi olduğu düşüncesi bize romantizmin bıraktığı çocukça inançlardan biridir. Tam tersine, bir sanatçının ilkin başkalarıyla, yaşadığı çağla ve çevresindeki insanlarla ilgilenmesi hiç de olmayacak bir şey değildir. Kendini ortaya koyduğu olsa bile, gerçekten ne olduğunu söylemesi binde bir görülecek şeylerdendir. Bir insanın eserleri, çoğu kez onun özlediği, heveslendiği şeylerin öyküsüdür. [sf 60]

Bir yazarın, kitabı hakkındaki kaygılarından söz etmesi gerekmez. Ona cevap vermek çok kolay olabilirdi: 'Kim yazmaya zorluyor sizi? Eğer böylesine sürekli bir sıkıntıysa, neden buna katlanıyorsunuz?' [sf 85]

Başkalarının hayatına duyulan özlem. Dışarıdan bakınca, başkalarının hayatı bir bütün oluşturur. Oysa içten bakıldığında kendi hayatımız dağılmış gibi durur. Yine bir bütünlük yanılsamasının peşinde koşuyoruz. [sf 175]



20 Mart 2017 Pazartesi

KAFKA'DAN RUHA DOKUNAN DÜŞÜNCELER Haz. Cem Küçük

Yayın Evi: Carpe Diem
Basım Yılı: 2006
Sayfa Sayısı: 170

Bir bütünün küçük bir parçasını, çok azını görüp yüceltmek, tamamını merak bile etmemek ne kadar yaygın bir davranış. Öyle bir popüler akım estiriyorlar ki yazarın etrafında, kitaplarını olur olmaz yerlerde görmekten, o baygın baygın paylaşımlardan fenalık geliyor.

Franz Kafka kuşkusuz çok iyi bir yazar ama benim yazarlarımdan biri değil.  Buna rağmen kitabı okurken, Dönüşüm'ü ve biraz da mektupları haricinde diğer kült kitaplarını henüz okumamış olduğum için hayıflandım.

En çok seni seviyorum diyorum, ama gerçek sevgi bu değil sanırım,  'Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla.' dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki... [sf 67]

İnsanlar iplerle birbirlerine bağlanmıştır. Birinin belindeki ip gevşeyip o kişinin bir boşluktan içeri ötekilerden daha aşağıları boylayışı kötü bir şeydir; ama işin en kötüsü, ipin kopup söz konusu kişinin boşluğa düşmesidir. Bu yüzden, insanın başkalarına tutunması gerekiyor. [sf 94]

17 Mart 2017 Cuma

GOETHE'DEN RUHA DOKUNAN DÜŞÜNCELER Haz. Ceren Baykal

Yayın Evi: Carpe Diem
Basım Yılı: 2006
Sayfa Sayısı: 188

Goethe'nin sözlerini okumak, kitaplarına dair az çok bilgi sahibi olmak için güzel bir kitap ama bölümlere ayrılmış alıntıların her bölüm sonunda hangi kitaba ait olduğu yazsaydı daha kullanışlı olurdu diye düşünüyorum. Sadece sonda genel bir kaynakça var.

İnsan çok gençken, bu tarz aforizma kitaplarına da pek bir meraklı oluyor, dört tane birden almıştım, Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, Albert Camus, Goethe ve Franz Kafka. Bu tür tadımlık derlemeler yazarın eserlerine dair merak uyandırsa da, öncesi ve sonrası olmayan sözler bir süre sonra artık yeterli gelmeyebiliyor. Veya kitapların özünü peşpeşe okumak.  yoğunluk dolayısıyla bunaltabiliyor.

Yine de serideki Shakespeare'dan Ruha Dokunan Düşünceler neden kitaplığımda yok diye üzülmüyor değilim. Galiba bulacağım bir yerlerden.

Kalplerin geniş olduğu yerde ev dar gelmez. [sf 51]

İnsan nesneleri ne kadar uzun süre incelerse onlar hakkında genel bir şey söylemekten o kadar kaçınır. O şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatmayı ya da susmayı tercih eder. [sf 69]

İnsanın düşünme fabrikası, bir ayağın bin tane ipi birden harekete geçirdiği, mekiğin bir sağa, bir sola fırladığı, iplerin görünmeden attığı ve bir hareketle binlerce düğümün atıldığı bir dokuma şaheseridir. [sf 122]

Evet, öyle dehşetli anlar vardır ki insan, hayatın kısalığını, katlanılmaz bir acıyı çok fazla hissetmemek için, en büyük nimet sayar. [sf 125]

Sahte olan şey, insanların onu bilinçli ya da bilinçsizce, sanki hakikiymiş gibi tekrarlamasıyla güçlenir. [sf 186]




3 Mart 2017 Cuma

PAUL AUSTER OKUMALARI [Mart 2017]

Senenin ikinci okumasını uzun zamandır kitaplarını merak ettiğim ama okumak için fırsat bulamadığım, sevgili arkadaşım thalassapolis in de çok sevdiği bir yazarla yapıyoruz.

Deniz'in önerisiyle seçtiklerim: 

New York Üçlemesi
Leviathan
Yanılsamalar Kitabı 

Diğer iki kitap ise;

Ay Sarayı 
Kış Günlüğü

isimlerindeki şiir nedeniyle merak ettiklerimdi. 

Paul Auster okumamıza katılmak isterseniz, blogunuzda buna benzer bir başlangıç yazısı ve ardından kitap yorumlarınızı yayınlayabilir veya instagramda bu görselle beraber #paulaustermart etiketini kullanabilir, fotoğraf ve yorumlarınızı bizi etiketleyerek paylaşabilirsiniz.

Keyifli okumalar!

*2010 yılından beri yaptığımız diğer okumalarımıza bakmak için Okuma Odası'na gidebilirsiniz.

7 Şubat 2017 Salı

AGATHA CHRİSTİE OKUMALARI [13-19 Şubat 2017]

Sevgili arkadaşım thalassapolis ile 2017'nin ilk okumasını yapıyoruz. Daha da güzel olması için, sadece Agatha Christie değil, yazarın aynı kitaplarını okuyacağız.

♥ Listerdale'in Gizemi
♥ Sonsuz Gece
♥ Gizli Düşman
♥ Pembe Evdeki Ölü

Okuyacağımız kitapları son dönemde yeniden çevrilerek tam baskısı yapılan kitaplardan seçtik. Bize katılmak isterseniz, blogunuzda buna benzer bir başlangıç yazısı ve hafta bitiminin ardından kitap yorumlarınızı yayınlayabilir veya instagramda bu görselle beraber #agathachristiesubat etiketini kullanabilir, fotoğraf ve yorumlarınızı bizi etiketleyerek paylaşabilirsiniz.

Keyifli okumalar!

*2010 yılından beri yaptığımız diğer okumalarımıza bakmak için Okuma Odası'na gidebilirsiniz.

*Yakında başka yazarlar için de okuma planlarımız var, duyurularını yayınlayacağım.

5 Aralık 2016 Pazartesi

MUTLULUK PROJESİ EV Gretchen Rubin

Yayın Evi: April Yayıncılık
Basım Yılı: Şubat 2013
Sayfa Sayısı: 320

Öneri kitapları denebilecek, şunu yapın, bunu yapmayın mealindeki kitaplardan uzun zamandır okumuyordum. Son dönemde evle ilgili olanlardan birkaçı ilgimi çektiği için peşpeşe okurken, Mutluluk Projesi Ev'in kitapyurdunda 3 tl olduğunu farkettim (halen de öyle 5.12.16). Sevgili Eren'in okuma günlüğünde Mutluluk Projesi'nin ilk kitabını görmüş merak etmiştim, ikinci kitap evle ilgili olduğu için ona bir bakmak istedim.

Kısaca; sahip olduklarımın farkına varmak ve daha fazla mutlu olmak-mutlu etmek için ne yapabilirim diye düşünen Gretchen, bunun için bir dizi fikir üretiyor ve bunu aylara yayarak uyguluyor.  Bu kitapta ev hayatıyla, ailesiyle alakalı programları, davranış değişiklikleri ve evde yaptığı yenilikler vardı. 

Derle, Topla, Rahatla ve Azla Mutlu Olmak'tan sonra bu kitap bana fazla öznel geldi. Yani bu tür kitaplar muhakkak yazan kişinin hayatını anlatacak belli bir dereceye kadar ama biraz daha geniş bir bakış açısıyla, konu üzerinde daha fazla bilgi sahibi olunarak yazılsa daha etkili olurdu diye düşünüyorum.

Marie Kondo'nun kitabında Japon aroması çok hafif bir şekilde seziliyordu, Francine Jay'in kitabında ise kendi havası belli belirsizdi ama Mutluluk Projesi baya katı, yoğun bir Amerikan kültürü tadındaydı diyebilirim. O tarzı pek sevmediğim için de öyle gelmiş olabilir, fazla heyecanlı, içine kapanık, kaba, zorlamaymış gibi bir his verdi bana.

Kitapta altını çizdiğim bir kaç yerin başka yazarlara ait alıntılar ve not ettiğim yerlerin de referans alınan kitaplardan olduğunu düşünürsek, Mutluluk Projesi Ev'i kelepirden almasaydım üzülürdüm. :)

17 Kasım 2016 Perşembe

İŞLENMEMİŞ SUÇ Ayşe Sevim

Yayın Evi: Şule Yayınları
Basım Yılı: 2013 
Sayfa Sayısı: 62

Kaldırıp kütüphaneye yerleştiremediğim nadir kitaplardan,
çok seviyorum. ❤️❤️❤️

babaannem el feneriyle bakıyordu büyük şehirlere 
çocuklarına dualardan mantolar giydirip düğmelerini ilikliyordu
hastalanırdı bazen, enjektöre kuşlar dolardı kolundan kan alınınca 
besmele genç bir delikanlıydı yanlarında yaşayan 
bir şey kaldırdığında elini tutup yardım ediyordu [masal, sf 18] 

paslı sözleri gırtlağına saplıyorlar ülkemin
şah damarına bastırınca
elime kıpkırmızı şehirler bulaşıyor [susmak, sf 36]

herkes kendini ikna eder sevgilim
şehri bombalayan pilotlar da kahraman olduklarını söyler
bizi de 'çok güldüğümüz o gün' ikna etmişti.
'beraber atlarsanız uçurumdan, düşmeyeceksiniz' diye fısıldadı kulağımıza
'beraber ararsanız, hiç bulamayacaksınız' [ikna, sf 53] 


sizi seviyorum bayan Z
denizdeki cesetle, yüzen adam aynı kıyıya çıkıyor bakın
ne zaman namaz kılsak sizinle
hiç girmediğimiz sokaklarda dolaşmıyor muyuz zaten

müslüman güzelmiş, siz acayip güzelsiniz bayan Z
yabancı memlekette anadilini duymaya benziyor gözleriniz
sanırım şehirdeki son ağaç da sizsiniz
ekmek kırıntıları büyüyor dallarınızda
pencerenizin kenarına eski günler konup duruyor

kapımın önündeki piyano seslerini süpürüyorum
çay içmeye gelirsiniz diye evimdeki dağları, ormanları siliyorum
balkonda biraz da kitap okuruz hem
ne güzel manzaramız var
yeryüzünde kurulan ilk şehre bakıyor balkonumuz [şehirdeki son ağaç, sf 40 ]
 

16 Kasım 2016 Çarşamba

KAĞIT EV Carlos María Domínguez

Yayın Evi: Jaguar Kitap
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 89

Hispanik Diller üzerine araştırmalar yapan akademisyen Bluma Lennon, Soho'da kitap okuyarak yürürken köşebaşında bir arabanın çarpması sonucu ölür. Üniversitedeki yerini alacak arkadaşını, Bluma'nın masasında bir zarf beklemektedir. Zarfın içinden yarıyarıya çimentoya bulanmış, kirli ve eski bir kitap çıkar. Kitabın ilk sayfasında, Bluma'nın yazdığı, Carlos'a ithafıyla başlayan ve birkaç cümleden oluşan bir hediye notu vardır. Geri dönmüşe benzeyen kitabın yolculuğunun nedenini ve Carlos'un kim olduğunu merak eden anlatıcı, bu sırrı çözmeye karar verir..

Uzunca bir öykü denebilecek Kağıt Ev'in klasikler, modern romanlar, kütüphaneler, bibliyofiller, kitap istifleme hastalığı, kitaplık düzenleme gibi öğelerle bezeli, her kitapseverin ilgisini çekecek hoş bir atmosferi var. Öyle çok etkileyici, iz bırakan bir kitap değil ama yine de zevkle okunabilir.

Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir ânın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana. [sf 20]

Elektriğin bulunmasından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık. Gereksiz bir antikacılar gibi gelebilir kulağa, fakat bir yağlıboya resme mum ışığında baktığınızda, ne kadar iyi aydınlatılırsa aydınlatılsın, resmin normalde olduğundan çok daha farklı bir hal aldığını görürsünüz. Pigmentlerden yansıyan ışıkla, yağla ve resmin bulunduğu odayla bir ilgisi olmasa da baktığınız tablonun yeni bir tabloya dönüştüğünü, gölgelerin hayat bulduğunu söyleyebilirim. Boşluklar genişler ve kişi ortaya çıkan bu yeni boyutun içine girer. [sf 55]

Arabayı bir karaağacın yanına park ettim ve elimde kitapla otlar ve çiçeklerle bezeli, kimsenin açmayı başaramayacağı mühürlü, dikdörtgen, sert kapaklı, her biri kendi hikayesini taşıyan ve toprağın neminde gizli kalmayı arzulayan kitaplar misali duran mezarların arasından yürüdüm. [sf 81]


15 Kasım 2016 Salı

DOKUZA KADAR ON Özdemir Asaf

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 105

Özdemir Asaf, birkaç vurucu dizeden oluşan birçok şiirini bildiğim, kelime oyunlarını sevdiğim bir şair benim için. Fakat bugüne kadar nedense herhangi bir kitabını almamıştım. Bir sahaf alışverişinde, nasılsa iyi şiir diye, içeriğini çok araştırmadan Dokuza Kadar On'u aldım. Kitap, Doğan Hızlan'ın Özdemir Asaf şiirleri seçkisi imiş. İçinde şairin pek meşhur şiirleri var, birçoğu da çok güzel ama ondan böyle bir parça yeterli gelmedi bana. Yayınlanma sırası ile tüm kitaplarını okumak istiyorum.

Açılmış bir gül kadar bütündür solmuş bir gül.
Dalından başlayan bahçeleri düşündürür
Soğumuş özlemlerin uzak kuytularından
Kucaklar bir kadını, bir anıya öptürür.
Yalnızlığın yorgun ılık uykularından
Alır onu tomurcuk günlerine götürür. [Gülden Gelen, sf 79]



Bir gözde saklanmış yalanı
Bir gözde okuduğundan 
Bakmaz kendi gözlerine bile 

(...)

Bir zamanlar güldüğünü 
Anımsar 
da..

Yoğurur hüzün'ün çamurunu
Avuçlarında.

[Yalnız'ın Durumları, sf  101-102]

14 Kasım 2016 Pazartesi

VARUNA'NIN BİN GÖZÜ Melih Ergen

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 80

Ben hatırlıyorum orada ne kadar beklediğini ama bunu söylemeden önce seni buraya çeken duygunun aslında ne olduğunu söylemeliyim: Evet, başka hayatalara duyduğun merak, onlarda arayıp bulacağın sırları öğrenmek, ayrıca kendi kuytularında gizlenenlerle buluşmak, böylece kendini daha yakından tanıma isteği değil miydi? Kaldı ki bunun sadece sana bana ait bir duygu olmadığını söylediğimi de hatırla lütfen ya da sana şöyle anlatayım: Bir tek sana özgü olduğunu düşündüğün duygularını anlatırkenki halini düşün bir, bir de bunları anlattığın insanların anlamadıklarını sanıp ruhunda kopan fırtınaları, başın göklere erse ya da yerin dibine batsan da, her iki halde de biricik saymamış mıydın kendini, hele bir de dilinin ucuna kadar gelse bile söyleyemediklerini hatırlayacak olursan.. [sf 74]


Kitap hakkında iştah açıcı bir yazı için bu cümleden ilerleyebilirsiniz.