20 Eylül 2017 Çarşamba

BİZ HEP ŞATODA YAŞADIK Shirley Jackson

Yayın Evi: Siren Yayınları
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 181

Shirley Jackson'un Biz Hep Şatoda Yaşadık romanını sevgili Eren'in 'tam senlik bir kitap' demesiyle alıp hemen okumuştum ama Gece Kütüphanesi'ne bir türlü ekleyemedim.

Blackwood kasabasından biraz uzakta, ıssız bir kır köşkünde yaşlı, kötürüm amcalarıyla beraber yaşayan iki kız kardeş, Mary Catherine ve Constance'ın tuhaf, izole, tekdüze hayatları kuzenlerinin onları ziyarete gelip başlarında kalması ve işlerine karışmasıyla altüst olur. Kasabalıların geçmişte yaşanmış korkunç bir olay yüzünden uzak durdukları aileye olan öfkelerinin yeniden parlamasıyla herşey değişecektir.. 

Yazarın bu gizemli ve hafif gotik kitabını hayli beğendim. Hem merakla karışık bir ürperti veren, hem de insanın içe dokunan bir havası var. Shirley Jackson'ın diğer kitabı Tepedeki Ev'in maalesef şu an basımı bulunmuyor ama o kitapla birlikte diğer yazdıklarını da okumak isterdim. Eren'e tavsiyesi için tekrar teşekkür ediyorum.

17 Eylül 2017 Pazar

KAPALI ODA OKUMALARI [1-15 Ekim 2017]

Sevgili thalassapolis'in önerisiyle 221b dergi
Agatha sayısında bulunan Kapalı Oda Polisiyeleri yazısından ilham alarak yapmayı planladığımız okumamız 1-15 Ekim'de. Bu okuma için seçtiğim kitaplar;

🚪Aytaşı ~ William Wilkie Collins
🚪Çin Gölü Cinayetleri ~ Robert Van Gulik
🚪Viran Kule ~ John Dickson Carr

Dışarıdan girilmesi veya içeriden çıkılması imkansız görünen kapalı-kilitli bir yerde; oda, ada, taşıt vb. işlenmiş bir cinayet romanı anlamındaki kapalı oda polisiyelerine en güzel örneklerden bazıları Agatha Christie tarafından yazılmış. Bunlardan en meşhuru On Küçük Zenci olmakla beraber Noel'de Cinayet, Roger Ackroyd Cinayeti, Gece Gelen Ölüm, Ölüm Sessiz Geldi ve daha bir çok kapalı mekan gizemini içeren şahane romanı var.

Bugüne kadar yazılmış tüm kapalı oda polisiyeleri listesi ve Türkçe'ye çevrilmiş olanların isimlerini Gece Kütüphanesi Kilitli Oda sayfasında bulabilir, okumak istediklerinizi seçerek ve okurken instagramda #kapaliodaokuma etiketini kullanarak bize katılabilirsiniz. Keyifli okumalar.

*2010 yılından beri yaptığımız diğer okumalarımıza bakmak için Okuma Odası'na gidebilirsiniz.

14 Eylül 2017 Perşembe

BAKİRE İLE ÇİNGENE D. H. Lawrence

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 122

David Herbert Lawrence, romanlarına özellikle kitap fuarlarında sık sık rastgeldiğim, fakat adları, kapak resimleri ve arka kapakta kısaca bahsedilen konularıyla Beyaz Dizi kitaplarını anımsattıkları için uzak durduğum bir yazardı.

Köydeki rahip evinde yaşayan Yvette ve Lucille'in anneleri onları terkettiğinde, büyükanneleri ve bir halaları kızların yetişmelerine yardımcı olmak için yanlarına yerleşmiştir. İki kızın sıradan hayatı, arkadaşları ile beraber gezdikleri bir öğleden sonra köy yakınlarına kamp kuran Çingenelerle karşılaşıp fal baktırmalarıyla değişecek, o gün her zamankinden farklı olayların başlangıcı olacaktır..

Bakire ile Çingene'yi okuduğumda, kitabın bütününe hakim olan edebi anlatım bir hayli şaşırttı beni. Genç kızın hayatından kısa bir kesiti abartmadan, rahatsız etmeden gözler önüne sererken, satırlar arasında duman gibi dolaşan acı, isyankar duygular yoğun bir şekilde hissediliyor.

Yazarın romanları bir çeşit özgürlüğe çağrı olarak addedildiği için zaman zaman sansürlenmiş, yayınlanmamış v.s. Ancak kısaca, bu kitabından anladığım kadarıyla Lawrence, başka herhangi bir klasik yazardan (mesela Balzac'tan) ne edebiyat kalitesi olarak aşağıda, ne de farklı bir basitliğe sahip.

13 Eylül 2017 Çarşamba

BEN KİMİM Patricia Wentworth

Yayın Evi: Akba Yayınevi
Basım Yılı: 1971
Sayfa Sayısı: 224

Agatha Christie romanlarını yeni okumaya başladığım zamanlarda, Miss Marple kitaplarına pek iltifat etmezdim. Fakat okumalarım ilerledikçe, bu beyaz saçlı, tonton ihtiyarın en iyi maceralarına rastgeldim ve Hercule Poirot kadar çarpıcı olmasa da farklı bir bilgelik ve huzur veren tavrından çok hoşlanmaya başladım.

Miss Marple'ın yer aldığı ve okumadığım herhangi bir roman, hikaye kalmadığına kanaat getirdikten sonra ona benzer başka dedektifler olup olmadığını biraz araştırdım. Polisiye yazarı Patricia Wentworth'un Miss Silver serisindeki başkarakterin aynı sevgili Marple gibi şirin, güven veren bir ihtiyarcık olduğunu öğrenince okumaya karar verdim. Fakat maalesef yazarın Türkçe'de bulunan romanları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğu için kendi dilimde okuyacaksam fazla bir seçeneğim yoktu. Akba Yayınevi'nin güzel 'polisye' serisinden Ben Kimim, konusunu okuduğumda merakımı cezbederek öncelikli tercihim oldu.

Karanlık bir mahzenin merdivenlerinde kendine gelen genç bir kız, kim olduğuna ve neden orada bulunduğuna dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Sadece merdivenlerin bittiği yerde; mahzende çok kötü şeyler yaşandığına dair bir his vardır içinde. Yanında duran çantada bir fener bulur ve basamakları indiğinde yerde başına vurularak öldürülmüş bir başka genç kızın yattığını görür. Şok halinde, önce mahzenden sonra evden çıkar ve bir otobüse biner. Hali o kadar tuhaftır ki, otobüsteki yaşlı bir kadının ilgisini çeker. Miss Silver adındaki bu kadın, genç kızı himayesine alarak ona yardım edecek ve kızın uyandığında kendisini içinde bulduğu o korkunç sahnenin neden olduğunu aydınlatacaktır.. 

Roman, gerçekten güzel yazılmış, merak uyandırıcı ve yer yer Christie polisiyelerini andırıyor ama tek rahatsız olduğum nokta, aynı dialogların birkaç defa tekrarlanması ve bunu da okuyucunun gözünün önünde yapılması oldu. Mesela kız, mahzende yaşadıklarını Miss Silver'a anlatıyor diyelim, ardından başka biriyle karşılaştığında yeniden anlatması gerekiyor, konunun kısaca geçilmesi gerekirken zaten bildiğimiz tüm ayrıntıları yeni baştan okuyoruz. Bu böyle defalarca tekrarlanıyor ve akışı biraz bozuyor.

Orijinal adıyla Mahzendeki Kız'ın, Miss Maud Silver serisinin 32. ve son romanı olduğunu kitabı okuduktan sonra farkettim. Belki eski polisiye romanlara özel bir önem veren Nota Bene Yayınları, Patricia Wentworth'un kitaplarını da yayınlar bir gün, belli mi olur? 

10 Eylül 2017 Pazar

DÜNYA HALK MASALLARI Ataol Behramoğlu

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 108

Minik ama hoş bir derleme. Masallarda genellikle olduğu gibi hangi ülkeye ait olursa olsun, kıssadan hisse yanı ağır basıyor. Zevkle okunan kitapta Bal Kabakları ve İki Kız Kardeş hikayeleri özellikle favorim oldu.

✗ Güneşe Yolculuk Slovak Masalı
✗ Çivinin Marifetleri İsveç Masalı
✗ Çörek Norveç Masalı
✗ İki Aptal Kurbağa Japon Masalı
✗ Bal Kabakları Kore Masalı
✗ İki Kız Kardeş Hint Masalı
✗ Kolay Ekmek Belarus Masalı
✗ Uçan Gemi Kuzey Avrupa Masalı
✗ Tazının Çizmeleri Romen Masalı
✗ Yaşlı Balıkçı ile Altın Balık Rus Masalı
✗ Savanların Gözcüsü Afrika Masalı
✗ Kuşlar Yunan Masalı

26 Ağustos 2017 Cumartesi

MÜREKKEP İÇİCİLER (7 Kitap) Éric Sanvoisin

Yayın Evi: Binbir Çiçek Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 45 (x7)

İlkokulda iken notlarımızı ve ödevlerimizi düz yazıyla yazardık ama ayrıca parmaklarımızda mürekkep lekeleriyle dolmakalem kullanmayı öğrendiğimiz güzel yazı derslerimiz olurdu.  Sonrasında da yazmayı ve görsel sanatları seven herkes gibi dolmakalem ve mürekkeplere, yazı malzemelerine daima ilgim oldu. Konuyla en yakın olduğum; hat çalıştığım dönemde ise dolmakalem mürekkeplerine göre daha sıvı ve yapısı farklı olan is mürekkebi, İran mürekkepleri gibi mürekkepler edinip kullanmıştım.

Ardından üç-dört sene kadar sadece Pilot Juice 0.38 gibi jel kalemlerle yazdıktan sonra birkaç sene evvel kartuşlu dolmakalemlerle biraz ilgilendim ama başlangıç seviyesi kalemlerimden Platinum Preppy sık sık ve çabuk tıkanıp yazmayı imkansız hale getirdiği için birkaç yıkamadan sonra vazgeçmiştim. Kısaca ne yakın ne uzak durduğum bir mevzuydu bu.

Bir süredir detaylarıyla ilgili geniş bilgim olmasa da kalemlere bakıyor, mürekkep renklerini inceleyip doldurma tekniklerini izliyordum fakat alıp kullanmaya tekrar sıra gelmemişti. Geçen sene ne oldu bilmiyorum, muhakkak güzel bir dolmakalem ve pembeden bordoya, mürdümden mora kadar uzanan yelpazede kalbimi fetheden o güzelim mürekkeplerden edinmem gerektiğine karar verdim. Bir dolmakalem mi dedim? Maalesef bir kere kapıldıktan sonra öyle iyi bir taneyle durulabilecek bir mevzu değil bu. Tabii, devamı geldi.

Şu an halen dolmakalem ve mürekkep koleksiyonu konusunda ipin ucunu kaçırdığımı düşünmüyorum ama bunun için hayli çaba sarfetmem gerekiyor. Evdeki iki kalemimin (ilkokuldan bir arkadaşımın hediyesi Shaeffer USA M ve kesik uçlu Online Best Writer) yanına beş tane eklendi. 3 renk de mürekkebim var şişe olarak. Fakat ilgim öyle bir seviyede ki sadece dolmakalem-mürekkep üzerine bir blog açsam mı diye düşünüyorum zaman zaman. Veya Gece Kütüphanesi'nde bu konuda da sevdiğim, öğrendiğim şeyleri yazsam mı? Öyle güzel yazı blogları var ki çok emek verilmiş, onların yanında birşeyler söylemek ayıp olur gibi geliyor. :)






















Bu uzun giriş, bu kitapları nasıl bulduğumu anlatmak içindi. Dolmakalem-mürekkep konusunda şahane incelemeleri ve fotoğraflarıyla hevesimi artıran Mürekkep Faresi'nin bloguna baştan sona bakarken ilk yazının Mürekkep İçiciler serisine ait olduğunu gördüm.

7 kitaplık serinin baş karakteri Odilon, kitaplardan pek hoşlanmasa da babasının kitapçı dükkanında çalışırken bir müşterinin garip bir şey yaptığını görüyor. Adam bir pipetle kitaplardan birinin içindeki tüm mürekkebi içip bitiriyor. Onun kim olduğunu ve ne yaptığını merak eden çocuk, Mürekkep İçici'yi takip ediyor ve bu merak başına gelecek şeylerin başlangıcı oluyor..

Mürekkep İçiciler, çok güzel illustrasyonlara sahip bir çocuk kitabı serisi ama hikayenin biraz ürpertici tarafları olduğu için küçüklere okumadan önce iyice bir gözden geçirilmeli diye düşünüyorum. Büyümüş olmanın çocuk kitaplarından keyif almaya engel teşkil etmediğini düşünen mürekkepseverler için ise, hoş bir şekilde okuyup çok sevilebilir.

25 Ağustos 2017 Cuma

AŞK ŞİİRLERİ Louis Aragon

Yayın Evi: Kırmızı Yayınları
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 133

Louis Aragon şiirlerinin bu seçkisi, şairin en meşhur şiiri 'Mutlu Aşk Yoktur'un dört farklı edebiyatçı-çevirmen tarafından Türkçe'ye aktarılmış metinleriyle başlıyor (Cemal Süreya, Orhan Suda, Tahsin Saraç, Turgay Gönenç). İçlerinde en güzeli Orhan Suda çevirisi bana göre. Kitapta başka şiirlerin de böyle farklı çevirileri yer alıyor.

Kitabı okurken, 'İşte batı ve doğu edebiyatını derinlemesine okumuş, yazmaya çok emek vermiş ama bütün bunların ötesinde geçerek sakin ve yalın bir şekilde duygusunu ifade edebilen bir şaire ait dizeler bunlar!' diye düşündürüyor. Açıkçası böyle deyince sanki büyüsü bozuluyor gibi geliyor ama Aragon'un şiirleri insanın kalbinde, aklında heyecanla duran, hatırladığında kuvvetli bir edebi haz hissettiren cinsten.

Esasen altı sene önce aldığım ve zaman zaman karıştırdığım, ancak geçenlerde oturup tamamını okuduğum bu kitaptan sonra, Louis Aragon'un (düzyazı ve şiir) diğer yazdıklarına bakmadığım için biraz kötü hissediyorum.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
Korkuyorum ardınsıra gidenden 

Pencerelere doğru akşamüzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden 


Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları 
Ölmek daha kolaydır sevmekten 
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam. 
Sevgilim. [sf 76]

24 Ağustos 2017 Perşembe

GÜLE GECE YORUMLARI Betül Tarıman

Yayın Evi: Can Yayınları
Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı: 75

Uzun zaman önce TRT'de seyrettiğim bir kitap programında görüp not almıştım bu kitabın adını. Ama neyi hoşuma gidip ilgimi çekti, meçhul.

Bu kitaptaki şiir biçimi fazla modern diyesim var ama sıkıntı modernlikten kaynaklanmıyor. Yenilikçi şiir denemeleri genel olarak; ya bölük pörçük, kekre kelime gruplarına dönüşüyor ya da başarılı oluyor. Bunu deneyip, kendine özgü şiiriyle çok iyi olanları da var ama çoğunlukla rahatsız eden derecede kopuk sonuçlar okuduğumuzu söyleyebilirim.

Bazen, şair olma heveslisi kişinin elini bir torbaya daldırarak rastgele kelimeler çıkarıp birbiri ardına eklediği duygusuna kapılıyorum. Öyle gelişigüzel şiirleri de sevemiyorum.




Kim erkendir gülden
Kim kor, kim buhur (...)

Ve dünya bir çamurdur
İçinde melez bir acı
Ağzı siyah simsiyah [Dünya ve mesel, sf 28]

23 Ağustos 2017 Çarşamba

OKUMA GÜNLÜĞÜ Alberto Manguel

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 208

Manguel'in merakımı cezbeden çok kitabı var ama Geceleyin Kütüphane'den sonra sevgili Eren'in bloguna ilham kaynağı olan bu kitabı okumak istemiştim.

Alberto Manguel'in gençken okuyup sevdiği oniki kitabı* bir yıl içinde yeniden inceleyerek yorumladığı, bu kitapları okurken hayatında, etrafında olup bitenlere dair notlarıyla da zenginleştirdiği Okuma Günlüğü'nü büyük bir zevkle bitirdim. Hatta yazıya ekleyeceğim alıntılar için bakarken, birçok yerini tekrar okuyasım geldi.

İspanyolca'da 'bekleme' sözcüğü espera, 'umut' anlamına gelen esperanza ile aynı kökten geliyor. Gide, Günlük'ünde şunu söylüyor: 'Sala de espera. Ne güzel bir dil bu, beklemeyi umutla karıştırıyor!'  [sf 61]

Bakış açısı; Watson esrarengiz cinayeti düşünürken ve dönüp Bayan Morstan'ın evine bakarken, onu avutan şey yalnızca sevdiği kadının düşüncesi değildir. 'İnsanın içini rahatlatan şey, bizi yutmuş olan yabanıl, karanlık olayın ortasında rahat bir İngiliz evinin bir anlık görüntüsünü yakalamaktı,' diye yazar. Sıfatlar dikkat çekici. [sf 95]

Türkçede muhabbet sözcüğü hem 'sohbet' hem de 'sevgi' anlamına gelir. Her ikisi için de "muhabbet etmek" diyebilirsiniz. Sohbet etmenin, bir insanın kalbine ya da aklına açılmış bir pencere olması düşüncesini seviyorum. [sf 109]

'Nostalji' sözcüğü 22 Haziran 1688'de Johannes Hofer adlı Alsaceli bir tıp öğrencisi tarafından bulunmuş; dağlarından uzak kalan İsviçreli askerlerin hastalığını tanımlamak için, Dis- sertatio medica de nostalgia başlıklı tıp tezinde, nostos ('dönmek') sözcüğünü algos ('acı') sözcüğü ile birleştirmiş. [sf 123]

Don Quijote'yi okurken, Cervantes'in yeniden kurduğu dünya şaşırtır beni ve hikâyenin gelişimine pek fazla dikkat edemem. İki serüvencinin yolculuk ettiği yerler, günlük çatışmalar, çektikleri acı, kir pas, açlık ve dostlukları öyle güçlü bir dille anlatılır ki, onların bir öyküyü izlemekten başka bir şey yapmadıklarını unutur ve sadece arkadaşlıklarının tadını çıkarırım. Bundan sonra ne olacağından çok şu anda ne olduğu daha çok ilgilendirir beni. Bazen Conrad, Thomas Mann ya da Sherlock Holmes öykülerini okurken de aynını hissediyorum. [sf 135]

Birini severdim, öldü. Onunla son kez birlikte olduğumda, ölüm onu geçmişte uyanmış gibi olağanüstü gençleştirmişti, bir zamanlar, hiç dünya deneyimi olmadığı zamanki gibiydi, henüz her şeyin mümkün olduğunu bildiği için mutluydu. [sf 160]

Sei Şonagon: 'Dünya bazen beni öyle öfkelendirir ki, bir an daha bu dünyada yaşayamayacağım gibi gelir bana, bir daha dönmemek üzere kaybolmak isterim. Ama sonra, güzel bir beyaz kâğıt parçası, Mişinoku kâğıdı ya da beyaz süslü bir kâğıt bulabilirsem, bu gibi şeylere biraz daha katlanabileceğime karar veririm.' [sf 167]

Sei Şonagon 'şiir konusu' olabileceğini düşündüğü şeylerin bir listesini yapıyor. Listenin kendisi bir şiir gibi:

Başkent. Arorot. Sazlıklar. Taylar. Dolu. Bambu. Yuvarlak yapraklı menekşe. Kurtpençesi. Yabani pirinç. Düz tabanlı nehir tekneleri. Çin Ördeği. Saçılmış kmdıra sazı. Çimenlik. Yeşil sarmaşık. Armut ağacı. Hünnap ağacı. Hatmi çiçeği.


Liste yapmada, anlam yalnızca çağrışımla gelecekmiş gibi, belli bir büyüsel keyfilik vardır. [sf 169]


*Manguel'in bölüm başlıkları olan kitaplar;

HAZİRAN Adolfo Bioy Casares'ten Morel'in Buluşu
TEMMUZ H. G. Wells'ten Dr. Moreau'nun Adası
AĞUSTOS Rudyard Kipling'den Kim
EYLÜL François René de Chateaubriand'dan Mezar Ötesinden Hatıralar
EKİM Sir Arthur Conan Doyle'dan Dörtlerin Simgesi
KASIM Johann Wolfgang von Goethe'den Gönül Yakınlıkları
ARALIK Kenneth Grahame'den Söğütlükte Rüzgâr
OCAK Miguel de Cervantes'ten Don Quijote
ŞUBAT Dino Buzzati'den Tatar Çölü
MART Sei Şonagon'dan Yastıkname
NİSAN Margaret Atwood'dan Yüzeye Çıkış
MAYIS Joaquim Maria Machado de Assis'ten Brás Cubas'ın Ölüm Sonrası Hatıraları


22 Ağustos 2017 Salı

KARANLIKTAN SONRA Haruki Murakami

Yayın Evi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 180

Haruki Murakami, okuduğum bazı kitaplarını çok sevdiğim, bazılarında ise biraz sıkıldığım bir yazar ama her halukarda tüm yazdıklarını okumak istiyorum. Eksikleri peşpeşe okuyabileceğim bir zamanda tamamlarım diye düşünürken, yazarın 2004 yılında yayınlanan ama Türkçe'ye çevrilmemiş romanı Karanlıktan Sonra çıktı.

24 saat açık bir fastfood restoranında entel, genç bir kız masalardan birine oturmuş, kimsenin onu rahatsız etmeyeceğini umarak, sabaha kadar kahve içip kitap okumayı planlıyordur. Onun eve dönmemesine sebep olan şeyler, restoranda karşılaştığı eski bir müzisyen arkadaşı, yakınlardaki kötü şöhretli bir otel, uzun bir uykuya dalmış ve uyanmak istemeyen kızın ablası v.b., o gece boyunca olup biten herşeyin geçmiş ve gelecekle bağlantısı Karanlıktan Sonra'nın akışını oluşturuyor.

Doğan Kitap, eseri birkaç farklı kapak rengi ile bastığı, bu sebeple netten rastgele sipariş etmek istemediğim için istediğim renk seçeneğini kitapçıdan ısmarlamıştım, bana geldiğinde biraz sağına soluna bakayım derken kitap öyle bir sardı ki okuyup bitirivermiş bulundum.

Murakami, ruhsal olarak yapayalnız roman kahramanlarının tuhaf ilişkilerini, klasik mesafeli tavrıyla anlatıyor. En iyi kitabı değil yazarın ama iyilerden biri.